Bir yılın yine son günü… Oysa 365 gün hiç geçmeyecek gibi görünüyordu. İşte sonunda bir çamın devrilmesi gibi bir yıl daha devriliyor. Saatler beklenene doğru gidiyor. Dilekler tutulup mutluluklar dileniliyor.
Her yeni yıldan biz, bir şeyler aldık. Özellikle son yıllarda adet haline getirdiğimiz yılbaşı kutlamasını... Bu anlayışı ananelerimizin içine hiç çekinmeden, zorlanmadan yerleştirdik. İnanın zor da olamazdı. Batıdan ne varsa almaya o kadar alışmışız ki yılbaşı kutlamalarını almasaydık kesinlikle Türklüğümüzle gurur duyamazdık.
Kurban ve Ramazan Bayramı öncesi yapılan alışverişler, hazırlıklar artık yılbaşı akşamı için yapılmaya başlandı. Kırmızı bir şarap, tombala, kuru yemiş, yıldızlı şapkalar alınmaya başladı bir hafta öncesinden. Bir de tencerelere sığmayan hindi. Acaba niye hindi? Hem de geçen bir seneyi uğurlarken… Bence insanlar ne yaptıklarını düşünsünler diye! Bir de olmazsa olmazı süslü püslü kocaman çam ağacı. Hani bizim köylerimizde çaput bağlanıp dilek dilenen ağaçlar var ya, işte onlar gibi. Işıklar, yıldızlar, simli ve parlak süsler…
En iyisinden ama geçicisinden birkaç arkadaş çağrılıyor yeni yıla girmeden. Masalar donatılıyor en güzelinden. Güne; yok yok geceye, affedersiniz yıla özel bir de yabancı müzik ayarlanıyor cd.lerden. Müzik deli kanlara zehir oluyor. Çıldırtıyor insanı ve şarap mantarları havaya uçuyor. Bağırmalar, zıplamalar zirvede.
Saat on ikiye beş var. Herkes yerini yavaş yavaş alıyor. Işıklar kapatılmış, mumlar yakılmış vaziyette. Son dakikanın içinde geriye sayışlar başlıyor. 5-4-3-2-1-0… Al sana yeni yıl. Hani değerlendiremediğin koca bir yılı suçladın ya! Hani, biraz önce biten yıl, çok kötü geçti ya senin için. Hani o yıl, seni üzdü, ağlattı ya! Al sana yeni, ter ü taze bir sene. Tepe tepe kullan. Biliyorum zaten sen, bu yılı da tepeceksin. Elindeki fırsatları değerlendiremeyecek ve biriktirdiğin başarısızlıkları yıl sonunda şömine içine dökeceksin. Ardından da bahanelerine sığınarak geçen bir yılını yakacaksın.
Her yeni yılda isteklerin olacak. İsteyeceksin, hep isteyeceksin ama bu isteklerini gerçekleştirmek için hiçbir şey yapmayacaksın. Batıdan alınan uyduruk masalları kendi kendine söyleyecek ve sadece yılbaşı gecelerinde bir anlık da olsa eğleneceksin. Haydi, durma, eğlen! Peki, ya sonra? Seni hani şu süslediğin çam ağaçları mı kurtaracak ya da patlattığın şişenin ağzındaki mantarlar mı?
Bence sen otur önce Allah’a şükret, sana yeni bir şans daha verdi diye. Hesap defterin dürülmeden sen de bir hesap çıkar kendine. Eksilerini, artılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, yaptıklarını ve yapamadıklarını bir hesapla!
Ey Türk Evlâdı, kendine gel! Kendine gel de bir bak haline. Kıyafetlerine, yediklerine, içtiklerine… Yalan dolu yaşamına bir bak! Batı’dan sana uymayan, sana yakışmayan ıvır zıvırları aldın. Kimlik değiştirme zamanıysa önce şu sahte kimliği at üzerinden. Atalarının isteklerini hiç duymadık çünkü onlar istemediler; düşündüler ve başardılar. Sana şimdi durmak mı yaraşır, yoksa bahaneleri sırtına urba niyetine alıp geçen her yılı suçlamak mı? Çam devirme çağını geç. Süsü püsü at. Pembe gözlüklerini çıkar ve ayağını yere bas! Noel Babayı ve onun çuvalından çıkacakları unut. Unut da ceddini hatırla! Ve şimdi hayallerle dolu uykudan uyan evlât! Ha unutmadan söyleyeyim: Gece sen uyurken kimse sana hediye bırakmayacak.
Ayşe AKAY
|