ÇONA » Ayşe Akay Resmi Web Sitesi - Şair, Edebiyat, Şiir, Makale, Şiirler, Edebiyat Ödevleri, Kitap Özetleri
   
 
Arama
AyşeAkay.Net » Hikayeler » ÇONA
AnaSayfa
İletişim
Özgeçmiş
RSS 2.0
Anı
Deneme
Edebiyat
Fotoğraflar
Hikayeler
Kitap Özetleri
Makaleler
Şiirler
Şiir Dersleri
 
 
Ağustos 2011 (1)
Şubat 2011 (2)
Temmuz 2010 (1)
Haziran 2010 (1)
Mayıs 2010 (2)
Nisan 2010 (2)
 

 
 
 
  ÇONA
Kategori: Hikayeler
Gönderildiği Tarih: 4-01-2010, 17:59
Kış mevsiminin başlarıydı eve dönüşüm. Ramazan Bayramı için gidiyordum eve. Kış mevsimi girmesine rağmen güneşin en alımlı, sıcak halleri içimi ısıtıyordu. Eve gidince çay içmek istiyordum hem de kendi bahçemde yetişmiş olan tadına doyulmaz çaydan. Annemin ellerinden demlenmiş bir çay olacaktı.
Eskişehir’den Rize’ye saatler süren bir yolculuğa hasret ve heyecanla dolu bir valizle çıkmıştım. Bunun dışında valizimde anneme aldığım bir eşarp ve babama aldığım bir gömlek vardı. Babam beyaz gömleği çok severdi. Beyazın ona ışığı, aydınlığı hatırlattığını söylerdi.
Saat 21.30’da Samsun yolunda bir dinlenme tesisinde mola verdik. Arabadaki herkes dağılmıştı. Kimi yiyecek alıyor, kimi sigara içiyor, kimi yeni tanıştığı insanlarla hararetli hararetli sohbet ediyordu. Hele uzun boylu, sarı saçlı ve yeşil gözlü biri vardı. Sesini duyduğum andan itibaren onu takip etmeye başlamıştım. Konuşmalarını dinliyor, hareketlerini izliyordum. Ne kadar çok benziyordu babama. Sesi de onun sesiydi. Kendi kendime güldüm. Biliyorum, her zaman birini babama benzetiyordum. Onun saçlarımı okşayışını, benimle güreş tutuşunu özlüyordum. Bana bağırmalarını bile özlüyordum. Yine özlemim ihtirasa dönüşmeye başlamıştı.
Aileme çok bağlıydım. Eskişehir’de üniversite eğitimi için kalıyordum. Evden, annemden, babamdan ayrılmak bana çok koydu. Artık tek başıma olmak istemiyordum. Sanki bu gidişim her şeyi değiştirecekti. Ben okumayı çok seviyordum ama iş sahibi olmaktan çok babam gibi olmak istiyordum. Babam kimseye -hatta kendine bile- çaktırmadan yardım ederdi insanlara. Fakirlerin ihtiyaçlarını karşılar, başı sıkışanların yardımına koşar, dertlilere deva olmaya çalışırdı. Mütahitti babam. Sadece ev yapmıyor aynı zamanda gönül sarayı yapıyordu.
- Beyefendi!
- …
- Beyefendi, size söylüyorum. Araba hareket edecek, sizi bekliyoruz.
- Aa! Affedersiniz, dalmışım…
Arabaya bindiğimde koltuğuma doğru giderken kafamı kaldırdığımda bütün bakışların üzerimde olduğunu gördüm. Kimileri benim geç kalmamdan dolayı anlam çıkarmaya, kimileri de kaşlarını çatmış sinirli olduğunu bana belli etmeye çalışıyordu. Yerime geçtim oturdum. Moladan önce yanımdaki koltuk boştu ama şimdi biri oturuyordu. Hem de dikkatimi çeken, babama benzeyen sarışın adam. Evet, sarışın adam ancak ona sarışın adam demek abes olur. Adı Çona olmalıydı. Çona, kelimesi bölge ağzında ışık demekti. Değer vermenin bir göstergesi idi. Çona, Çona… Nasıl da yakışmıştı isim sarışın adama.
Çona’ya döndüm ve “Affedersiniz, sizi birine benzettim. Nerelisiniz, öğrenebilir miyim?” diye sordum. Aslında bu soruyu sormamak için kendimle mücadele ettim ancak kendime yenik düştüm. Neyse ki Çona hafif gülümseyerek cevap verdi:
- Ardeşenliyim.
Nasıl yani. Ardeşenliyim dedi, yanlış duymadım, eminim. Lakin ben kendi oturduğum yeri avucumun içi gibi bilirim. Daha önce hiç görmemiştim. Şaşkınlık çöktü üzerime. Değişik bir surat ifadesiyle:
-Ben sizi daha önce hiç görmemiştim.
-Bilmem, sanırım rast gelmedik birbirimize.
-Kimlerdensiniz?
-Gariplerdenim.
-Garip, gerçekten çok garip… Biz, biz de Gariplerdeniz. Sanırım çok yakın akrabayız. Babama çok benziyorsunuz.
Çona’nın gözlerine baktım. Göz renginin benzeşmesi gibi bakışları da babamdı. Şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordum. Bu kadar benzerlik… Acaba babamın ikizi mi vardı da benim bundan haberim yoktu. Neyse ki önümüz bayram. Gideceğimiz yer aynı. Bayramda tekrar görecek ve babama gösterecektim.
Annem babamın her zaman tek olduğunu söylerdi. Biriciğim diye seslenirdi babama. Eşin bulunmaz derdi. Çona, babama ne kadar benzese de eminim ki babam gibi olamazdı. Babam, tasavvuf ehline yakın, siyasetçi, halkçı biriydi. Girdiği ortama hiç zorlanmadan uyum sağlar, insanlarla içli dışlı olurdu. Herkesin hakkını savunurdu. Bazen bir hukuk adamı, bazen din adamı, bazen bilgin, bazen filozoftu. Bazen dünyanın en yiğit adamı, bazen duygusallığı ile ün yapmış en romantik adamı olurdu.
Çona, koltuğuna iyice yaslandı. Hafiften uyudu ya da uyuyormuş gibi yaptı. Siyah takımının içinde beyaz gömleği vardı. Sol göğsünün üzerinde bir kırmızlık vardı. Kravatı kaymıştı belli ki.
Çona uyurken onu daha fazla inceledim. Bu arada aklım birden dün okuduğum kitaba gitti. Romanın adı “Gölgenin Hatları” idi. Romanın önemli iki kahramanı vardı. Biri market sahibi Enver idi. Diğeri aynı mahallede kendi kanından Hasan adında bir şizofreni hastası idi. Hasan hastaneden yeni çıkmıştı. Enver’den çok korkuyordu. Aslında Enver’in Hasan’a bir şey yaptığı yoktu. Aksine akrabası olduğu için onu diğer insanlardan daha fazla koruyordu. Hasan, Enver’in kendisini öldürmeye çalıştığını anlatıyor ve Enver’i gördüğü anda kaçıyordu. Enver, bir sabah evinin alt katındaki marketin kepenklerinin kilidini açarak kepenkleri kaldırdı. Market sabah yedi ile sekiz arasında çok kalabalık olurdu. O yüzden yediye çeyrek kala markete gelir, ortalığı toplardı. Yine günlük işlerini yaptı ve müşteri beklemeye başladı. Kapıdan içeriye giren Hasan’dı. Enver çok şaşırdı. Çünkü Hasan, Enver’le konuşmaz, ondan çok korkardı. Hasan:
- Enver, bana bir ekmek ver.
Enver, hem şaşkınlık hem de sevinçle:
-Tamam, dedi. Ekmek dolabına doğru yöneldi. Eline aldığı poşetin içine az önce gelmiş, taze, sıcak ekmeklerden birini koydu. Poşeti Hasan’a uzattı. Hasan, elini ceketinin iç cebine doğru soktu. Bozuğun var mı diye sordu. Hasan:
-Sorun değil, sonra da verebilirsin.
-Olmaz, sen yirmi milyonu boz.
Enver, kasaya doğru baktı. Bozuk paraları sayıp elini kaldırdığı anda nefesinin kesildiğini hissetti. Sol tarafında bir şeyler oldu. Hasan, elini cebine para için değil sakladığı bıçak için sokmuştu. Enver, kalbine saplanan bıçağın sapına elini sürdü ve olduğu yere yığıldı. Hasan, kaçmıştı. Kaçarken “Öldürdüm, öldürdüm!” diye bağırıyordu. Enver, son nefesini olay yerinde gafilce vermişti.
Bir an elimi kalbime koydum. O acıyı, o anda ben de hissettim. Sonra kendimi kitabın etkisinden sıyırarak Çona’ya döndüm. Çona’nın sol göğsüne baktım. Kravatının aslında düzgün olduğunu fark ettim. O zaman, o kırmızılık neydi? O anda bana irkilme geldi. Sarsıldım, korktum. Elimi korkakça da olsa Çona’nın kalbine doğru götürdüm. Onu uyandırmamalıyım. Yavaşça elimle sol göğsüne dokundum. Olamaz, olamaz…
Çona’nın beyaz gömleğindeki kırmızılık kandı. Ellerim pıhtılaşmış kana bulandı. Ben ellerime bulaşmış kanın rengiyle kendimden geçtim. Gözümü açtığımda hastaneydim. Annemler, dayımlar, halamlar benim kendime gelmemi beklemişler. Ben, neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordum. Hafızam silinmişti adeta. Zihnimi zorladığımda bir bayram arifesinde olduğumu hatırladım. En son babamla birlikte küçük dükkânımızdaydık. Ellerime baktım. Elimin üzerindeki serum iğnesinin kenarından sızmış küçük, kırmızı leke bana her şeyi hatırlattı. Yapbozların parçaları yerine oturmuştu ama bir eksikle…




Ayşe AKAY[size=5][/size]

 (Oy Sayısı: 0)
 
Merhaba Ziyaretci, Sitemizden Daha İyi Yararlanmak İçin ÜYE OLMANIZ Gerekmetedir.

Benzer Konular :

  • KIRMIZI HAYAL
  • BEN VE KENDİM
  • BABA- OĞUL İLİŞKİSİ
  • TOKMAK SESLERİ
  • DENİZLİ GARAJINDA

  • Yazar: Ayse Akay, Yorumlar: 1, Görüntülenme: 326 Yazdır

    #1 Yazar: deniz 6 Ocak 2010 11:23
     
    çonayı beğenerek okudum,başarılarının devamını dilerim
    sevgilerimle
    deniz


    --------------------
    ICQ: --
     
    Kullanıcı Adı: 

     Şifre: 



     
    Sitemizi Nasıl Buldunuz?

    Mükemmel
    Çok İyi
    İyi
    Vasat
    Beğenmedim
     

     
    Yazarlar 1- Ayse Akay (91)
    Konular Bir Saatte: 0
    Bugün: 0
    Bu Hafta: 0
    Bu Ay : 0
    Toplam : 91
    Yorumlar Bugün: 0
    Bu Hafta: 0
    Bu Ay: 0
    Toplam: 80
    Üyeler Bir Saatte: 0
    Bugün: 1
    Bu Ay : 46
    Toplam : 190
    Yasaklılar: 0
    Son Üye: UtereeThevy
     
     
    AyseAkay.Net bir Betik © projesidir. Tüm hakları saklıdır. İçerikleri izinsiz kopyalayıp başka platformlarda yayınlayan kişiler ve kurumlar hakkında gerekli yasal işlemler uygulanacaktır.