Yazın Terimleri Sözlüğü’nde “Divan çağında kişilerin dış yapılarından, görünüşlerinden, kılıklarından iç benliklerini ilgilendiren yargılar çıkaran, çıkarma yollarını öğreten -birçoğu koşuk biçiminde düzenlenmiş yapıtlar.” olarak tanımlanan kıyafetname; güncel Türkçe sözlükte ise “Bir ülkenin veya bir dönemin giyimlerini anlatan kitap. Yüze veya dış görünüşe bakılarak ruhsal durumu anlama bilgisinden söz eden kitap.” olarak tanımlanır. Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lûgati’nde de “Kıyâfetten hüküm çıkarma kitabı.” olarak adlandırılmıştır.
Kıyafetnâmeler, sadece Eski Türk Edebiyatı’nda eser olarak değil, aynı zamanda günlük yaşamda sözlü olarak yer almaktadır. Bir kişinin karakteri hakkında çıkarımda bulunurken dış görünümünden yararlanırız. Saçına, göz ve ten rengine, boyuna, kilosuna vb. bakarak olumlu veya olumsuz yargılar öne süreriz. Bir kişinin dış görünüşüne bakarak onun tabiatı hakkında ileri atılan yargılar zaman içerisinde kalıplaşmıştır. Kalıplaşmasının bir sebebi de deneyim ve tecrübe ile bu yargıların doğruluk payının yüksek oranda doğru çıkmasıdır lakin bu çıkarımların tamamının doğru olduğu anlamına gelmez. Sonuçta bunlar deneysel yoldan elde edilmiş bilgiler değildir.
Kıyafetnamelerde, insanın yüzünden ve dış organlarından huyu hakkında bilgi edinebileceğimiz belirtilir. Sosyal hayatta gördüğümüz kişilerle ilgili deneyimlere de dayanarak karakter özelliğini söyleyebiliriz. “Tipinde hayır yok, yere yakından korkacaksın, gök gözlüler nazar eder, kulağı delik olmak” gibi ifadeler bu söylemlere örnektir. Karşımızdaki kişilerin dış görünüş ve davranışlarına göre yakınlaşma ya da uzaklaşma tavırlarını sergileriz. İki insanın birbirini yakın hissetmesindeki sebebi bir güzel sözle ile ifade edebilir: “İnsan, kendine benzeyeni sever.” Yine “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” atasözü bu yakınlaşmayı desteklemektedir.
Eski Türk Edebiyatı’nda dış görünüşten yola çıkarılarak elde edilen kalıplaşmış bilgiler, kitap haline getirilmiş ve bir eserde toplanmıştır. Bu eserler, Eski Türk Edebiyatı’nın “Halktan kopuk bir edebiyat!” tezini de çürütür. Öyle ki insanın dış görünüşüne, davranışlarına, kıyafetine varıncaya kadar ilgi göstermiş bir edebiyat vardır karşımızda.
Kıyafetnamelerin bugüne kadar ulaşmış iki örneği vardır: Hamdullah Hamdi ve İbrahim Hakkı kıyafetnameleridir. Mesnevi nazım şekli ile yazılmıştır.
Hamdullah Hamdi hamse sahibidir ve bu mesnevilerden biri kıyafetnamesidir. Hamdullah Hamdi Kıyafetnamesi’nde huy ve karakterin belirlenmesinde etkili olan dış görünüş özellikleri şu başlıklar altında toplanmıştır: Renk (ten rengi), boy, et, hareket, saç, baş, alın, kulak, kaş, göz, yüz, burun ve ağız, ses ve söz, gülüş, dudak, diş, çene, sakal, boyun, omuz, parmak, sırt, karın, incik ve ayak. İbrahim Hakkı’nın eseri Hamdullah Hamdi’ninkine yakındır. İbrahim Hakkı da fazla olan özellikler ise şunlardır: Kol, el, tırnak, göğüs, kasık, cinsel organlar, diz, baldır. (Mengi; 1977: s. 301) Buna rağmen Tip ve karakter sınıflandırılması iki eserde de yoktur. İbrahim Hakkı, eserinde kadın güzelliğini belirleyen otuz iki özellik vermiştir. Buna göre kadının saçı, gözü, kaşı, kirpiği siyah; teni, gözakı, dişi, tırnağı beyaz; yanağı, dudağı, diş eti de kırmızı olmalıdır. Güzel kadın; orta boylu, dolgun etli, ince belli, küçük burunlu ve ağızlı, iri gözlü, uzun ve sık kirpikli olur. Bunun yanında günümüzde de devam eden yüz ve göz seğirmesi gibi inançlara da yer vermiştir. (Mengi; 1977: s. 302) Bu da bizi İbrahim Hakkı’nın eserinin daha kapsamlı ele alındığı yargısına götürür.
İki kıyafetnamede deneyimden yararlanıldığı gibi dini unsurlardan da (hilye, siyer vb.) yararlanılmıştır. Unutmamak gerekir ki kıyafetnameler ile hilyeler arasında benzerlik vardır. Hilyelerde Hz. Muhammed’in beden ve yüz yapısı, yaşayışı, karakteri, davranışı hakkında bilgi verir.
İnsanların duygusal yapıları, zekâ düzeyi, estetik yapısı ile ilgili fikirlere varılırken dış görünüşten yararlanılmıştır. İki esere göre Osmanlı toplumunun beğenilen insan tipi şöyledir: “Orta boylu, büyük başlı, yassı ve yuvarlak yüzlü, siyah saçlı, siyah gözlü, siyah yay kaşlı, sık kirpikli, inci dişli, küçük elli, küçük dudaklı, yumuşak elli, uzun parmaklı, ince belli, yumuşak etli.” Bu özellikler sadece kıyafetnamelerde değil, gazellerde de sık sık ele alınır. Dış görünüş biçiminin mesela boy ve kilonun birbiriyle uygun olması tercih edilir. İbrahim Hakkı eserinde buna değinir: (Mengi; 1977: s. 303)
“Her yeri evsat olan dilber olur bî-gümân”
(Her yeri ölçülü olan kuşkusuz güzel olacaktır.)
Hamdullah Hamdi eserinde bu konuya şöyle değinir: (Mengi; 1977: s. 303)
“Eyü yüze bu vasf olur kâfî
Mu‘tedil ola cümle evsâfı”
Toplumumuzda sıkça söylenen sözler vardır. Bunlardan biri “Bir insanın yüzü güzel olacağına huyu güzel olsun!” diğeri de “Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur.” Estetik, biçim bakımından orantılı vücuda sahip olan insanların birçoğu güzel huya sahiptir. Yumuşak mizaçlı, ağır başlı olurlar. Bazıları da vardır ki güzelliklerinden dolayı kibre kapılırlar. Bu da dini yönden ele alınabilecek bir davranıştır. Estetik ve uzuv yönünden eksik olanlara baktığımızda davranış ve karakter bakımından bozukluk olduğuna rastladıklarımız olur. Bunların bir sebebi eskiden uzuv yönünden ve estetik yönünden noksan olanların uğursuz sayılmasıdır. Diğer bir sebebi de böyle kişilerin kendilerine olan güvensizlikleridir. Bunların sert mizaçlı ve saldırgan, içe kapanık ve pasif olanları vardır.
Karakter bozukluklarına her iki eserde de örnek verilmiştir: (Mengi; 1977: s. 305)
“Kısa boylu hileci, kızıl ve sarı saçlı çabuk öfkelenen, sarı saçlı kibirli, küçük başlı akılsız, geniş alınlı çirkin huylu, dar alınlı aptal ve bencil, küçük kulaklı hırsız, kaş ucu ince olan fitneci, göz çukuru küçük olan kibirli, küçük gözlü ve ince çeneli hafifmeşrep yumru gözlü kıskanç, uzun yüzlü utanmaz ve yalancı, ince uzun burunlunun anlayışı kıt, burun deliği geniş olan kıskanç ve kibirli, eğri ağızlı yalancı, genizden konuşan ahmak, kibirli ve kötü huylu, eğri ve iri dişli şirret, büyük çeneli kaba, köse hileci, ince uzun boyunlu aptal, kısa boyunlu hileci, sivri omuzlu hırsız, kısa omuzlu aptal, yassı sırtlı sefahate, kıllı sırtlı şehvete düşkün, büyük karınlı aptal ve cahil, kılsız vücutlu kişi yabani huylu ve zalim olarak anlatılır.”
Bu çıkarımların birçoğu doğru olmakla beraber birçoğu da asılsızdır. Önemli olan tarafı deneyimlere dayanması ve siyerlerin örnek alınmasıdır. Hz. Muhammed bir ekoldür. Dış görünüm her ne olursa olsun davranış olarak mükemmeli yakalamak bizim elimizde.
KAYNAKLAR:
Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, Ankara, 2008.
Prof. Dr. Mine Mengi, Kıyafet-nâmeler Üzerine, TDAY Belleten, TDK Yayınları, Ankara, 1977.
AYŞE AKAY
|