TÜRKÇENİN SESLERİ VE ÖZELLİKLERİ
SES İşitme organımızla duyabildiğimiz titreşimlere "ses" denir. Akciğerden gönderilen hava, ses tellerini titreterek ses halinde dışarı çıkar. Ses telleri, bizim ses üretme organımızdır. Tabiattaki canlı, cansız bütün varlıklar ses çıkarmaktadır. Canlılar bu sesleri "amaçlı" olarak çıkarırlar. Cansız varlıklardan çıkan sesler çoğu kez dış etkenlere bağlıdır ve bir anlaşma aracı değildir. Canlıların çıkardıkları sesler ise bir anlaşma aracıdır ve "maksatlı" olduğu için belli kalıplara sokularak bu seslerin çeşitli anlamlara gelmesi sağlanır. Dilde kullanılan sesler çıkardığımız ham seslerin işlenerek "belli kalıplara"sokulmuş biçimidir. Bu nedenle, "dilde kullanılan sesler, dilin standart şekillere sokulmuş en küçük parçaları" olarak tanımlanabilir. Bu seslerin çıkarılış biçimleri ve sayıları dilden dile değişir. SES-HARF İLİŞKİSİ Seslerin yazıdaki işaretlerine "harf" denir. Dildeki sesler yazıda bir işaretle gösterilir. Bu işaretlerin hepsine birden "alfabe" (abc) diyoruz. Bir dilin oluşumu, seslerin oluşumuyla başlar. Bu sebeple dil, varlığını sese borçludur. Oysa harf dediğimiz işaretler yazının icadı ile varlık kazanmıştır. Dilde asıl unsur olan seslerin isteyerek değiştirilmesi mümkün değildir. Böyle bir şeye teşebbüs edildiğinde insanlar birbiriyle anlaşamazlar. Oysa "harfler değiştirilebilir." Çünkü harfler, hissedilen değil ezberlenen unsurlardır. Dilbilgisi çalışmalarında "ses" ve "harf" kavramlarını birbirine karıştırmamalıyız. "K harfi yumuşamamıştır." veya "Bu kelimede harf düşmesi vardır." gibi ifadeler yanlıştır. Gerçekte yumuşayan ve düşen harf değil, sestir. "K sesi yumuşamıştır.", "Bu kelimede ses düşmesi vardır." demek gerekir.( Demir, 2001; sf. 35) SESİN OLUŞUMU İnsan sesi, akciğerlerden gelen havanın gırtlaktaki ses kirişlerini titreştirmesi ve her ses için ayrı olan boğumlanma noktalarında boğumlanmasıyla meydana gelir. Ses kirişlerini istediğimize göre; kalın, ince, sert, yumuşak, öfkeli veya yalvarır vb. biçimlerde perdelenir. TÜRKÇENİN SESLERİ Alfabemizde 29 ses vardır, bunların; 8'i ünlü ve 21'i ünsüzdür. Ağızlarda bu sayı çok daha fazladır. Alfabemizde gösterildiği şekliyle dilimizin sesleri şunlardır: a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z. (Boz, 2004; sf. 121)
Dilimizdeki Ünlüleri (8 harf) Gösteren Tablo: (Demir, 2001 sf. 36)
Düz Ünlüler Yuvarlak Ünlüler Geniş Dar Geniş Dar Kalın a I O u İnce e İ Ö ü
Dilimizdeki Ünsüzleri (21 harf) Gösteren Tablo: (Demir, 2001 sf. 38)
Süreksiz Sürekli Sert p,ç,t,k f,s,ş,h Yumuşak b,c,d,g v,z,j,ğ,l,m,n,r,y
SES OLAYLARI Kelime birleşmelerinde veya kök ya da gövdeye yapım ve çekim ekleri getirerek kullandığımız yeni kelimelerde bazen bir ses değişmesi görülmez. Bazen de tam tersine seslerde bir takım değişmeler olur. İşte birleşme veya ekleşme sırasında meydana gelen değişmelerin tamamına "ses olayları" diyoruz. Ses olaylarının sebebi, dilin, sesler bir araya gelirken bazı kuralları gözetmesidir. Bazı sesler yan yana bulunmayı kabul ederken bazıları kabul etmez. Belli şartlarda bazı seslerin düştüğü, yer değiştirdiği, genişlediği, daraldığı, sertleştiği vs. görülebilir. Ses olaylarının oluşması birer rastlantı değildir. Tam tersine belli bazı sebep ve kurallar sonucu ortaya çıkan değişikliklerdir. (Özçelik, 2000; sf. 50)
NOKTALAMA İŞARETLERİ Noktalama işaretleri yazının anlaşılmasını kolaylaştıran işaretlerdir. Cümle çeşitlerini gösteren, aynı değerde söz birliklerini ayıran bazı duraklama yerlerini belirten, yazıda ses ayarlamalarını gösteren, dolayısıyla bir yandan okumayı kolaylaştıran, öte yandan sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirterek metnin doğru anlaşılmasını sağlayan işaretlerdir. Konuşmada, söze vurgu ve tonun yanında yeni anlamlar, yeni değerler katan başka bir yol daha vardır: El, yüz ve gövde işaretleri (jestler ve mimikler); kısa veya uzun duraklama. Konuşmada bol bol yaptığımız bu ses ayarlama ve duraklamaları, el, yüz, gövde işaret ve hareketlerinin ifade değerinden yazıda faydalanamayız. Yazıdaki bu eksikliği gidermek için, konuşmadaki kadar anlamlı olmamakla birlikte, noktalama işaretleri kullanılır. İşaretler anlamı aydınlatır, yanlış anlaşılmaların önüne geçer, okumayı düzenler; durakları iyice belirtip okuyucunun dikkatini artırarak virgül, noktalı virgül; cümle sonlarındaki nokta, ünlem ve soru işaretinin görülmesi okuyucuyu birkaç kelime önceden hazırlar; sesin duraklaması, yükselip alçalması, okunan şeylerin etkileri noktalama işaretlerine göre ayarlanır. Yazılardan noktalama işaretlerini atarsak anlam tam belli olmaz. Şüphelere, yanlış anlamalara yol açılır; cümlenin ezgisi ve temposu bozulur. Yazı, bu işaretlere dikkat edilmezse etkisini kaybeder, karma karışık bir kelime yığınından ibaret olur. Noktalama işaretlerinin bir kısmı doğrudan doğruya söz dizimi ile ilgilidir: nokta, üç nokta, virgül, noktalı virgül. Bunlardan, birinci görevleri cümle sonunda bulunmak olan ilk dördü nokta değerindedir. Yani bunların bulunduğu yerde soluk alıp verecek kadar duraklamak gerekir. Diğer noktalama işaretleri olan kısa çizgi, uzun çizgi, tırnak işareti, parantez, köşeli parantez, kesme işareti ise başka durumları belirtmeye yarayan yardımcı işaretlerdir. ( Aypay, 2004; sf. 203)
İMLA KURALLARI İmla, sözü yazıya aktaran bir kurallar sistemi; yani bir dilin alfabe ile yazıya geçirilmesidir. Dilin, anlaşmayı sağlayan bir vasıta olması sebebiyle imlasının da bu amaca uygun olması, dolayısıyla ortak olması gerekir. Bu ortaklık ve düzen bir takım geleneklere ve yerleşmiş esaslara göre sağlanır. Gerçi söz tam olarak yazıya aktarmak mümkün değildir. Bu noktada her zaman bazı eksiklikler olagelmiştir. Bunun yanında sözü tam karşılamak için yazıyı işaretlere boğmak da kullanımı zorlaştırır. İşte bu yüzden son derece sade; ama kapsamlı bir yazım kuralları oluşturarak yazmayı ve okumayı kolaylaştırmak gerekir. İmla birliği yazı dilinde, konuşmada ve eğitimde birlik demektir. Konuşmada birlik sağlanamazsa çeşitli bölge ağızlarının ortak dile ve yazı diline hâkim olması sonucu doğar ki bu hiç arzulanmayan bir durumdur. Yazımda sağlanamayan birlik ise yazılı metinlerin hem kolay hem de iyi anlaşılmasını önlediği için eğitimi aksatır. İmla kurallarının büyük bir bölümünü dilimizin ses özellikleri oluşturur. O halde imlamızı bilmek ve doğru yazmak için her şeyden önce dilimizin ses özelliklerinin bilinmesi gerekir. Bugünkü imlamızın esaslarını şu şekilde belirtmek mümkündür: İstanbul ağzını temel alır, her ses yazıda bir harfle gösterilir, türetme ve çekim sırasında meydana gelen değişmeler belirtilir. Ayrıca bazı yazı işaretleri, büyük ve küçük harflerin kullanışı ve kelimelerin yazılışı ile ilgili kuralları kapsar. (Aypay, 2004; sf. 227) Harf sistemini kullanan yazılarda üç türlü imza düzeni vardır. 1. Sese (söyleyişe) bağlı imla düzeni, 2. Kökene bağlı imla düzeni 3. Geleneğe bağlı imla düzeni Alfabe sistemi yüzyıllardan beri değişmemiş olan dillerde genellikle geleneğe bağlı imla düzeni hâkimdir. Böyle dillerdeki imla düzeni, başlangıçta sese ve kökene bağlı olsa da zaman içinde söyleyişte meydana gelen değişmeler imlaya yansıtılmadığı için imla, söyleyiş ve ya kökene bağlı olmaktan çıkar ve gelenekleşmiş olur. Yeni alfabelerin uygulandığı dillerde ise söyleyişe bağlı bir imla düzeni benimsenebilir. Ancak diler sürekli bir değişim içinde olduğu dolayısıyla söyleyişte sürekli olarak değiştiği için bu tür imla düzenlerinde de zamanla gelenekleşmeler başlar. Bilindiği gibi Türk alfabesi de 1928'de kabul ettiğimiz yeni bir alfabedir. Tabii olarak yeni alfabemizde söyleyiş esas alınmış ve söyleyişe bağlı bir imla düzeni öngörülmüştür. Bu bakımdan yeni Türk alfabesi dünyada örnek gösterilecek alfabelerden biridir. Ancak aşağıda belirteceğimiz bazı sebepler yüzünden imlamız bir türlü yerine oturamamış ve birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalınmıştır. Bu sebepler şunlardır: 1. Dil Encümeni tarafından hazırlanan ve 1929'da yayımlanan İmla Lügati, bütün ihtiyaçlara cevap verebilecek ayrıntılardan yoksundu. Yeni alfabenin kabul edilmesinden çok kısa bir süre sonra basılan bu imla kılavuzunda birçok eksikliklerin olması tabiidir. Ancak birkaç yıl içindeki uygulama da göz önünde bulundurularak eksiklikler giderilebilir ve fazla zaman kaybetmeden ayrıntılı bir imla kılavuzu çıkarılabilirdi. Oysa 1929'daki İmla Lügati'nden ancak 12 yıl sonra, 1941'de yeni İmla Kılavuzu basılmıştır. 2. Geç de olsa 1941'de basılan İmla Kılavuzu, Türk imlasının birçok sorununu çözmüş ve imlada sorun olabilecek birçok konuyu istikrara kavuşturmuştu. İmla kurallarının çoğu 1929'dan 1965'e kadar, tam 36 yıl hiç değişmemiş ve böylece bir gelenek olmuştu. Ancak başına "yeni" sözü eklenerek ve I. baskı olduğu belirtilerek 1965'te basılan Yeni İmla Kılavuzu bazı değişiklikler getirmiş ve oluşmuş geleneği sarsmıştır. Söz gelişi 1965'e kadar düzeltme işaretiyle yazılan lâstik, klâsik, plân, Lâtin gibi kelimelerden 1965'te düzeltme işareti kaldırılmıştır. 1965'e kadar ayrı yazılan baba tatlısı, mine çiçeği, salkım söğüt gibi kelimeler, 36 yıl sonra birleştirilmiştir. 1965'e kadar arabasiyle, ordusiyle şeklinde yazılan kelimelerin 1965 kılavuzuna göre arabasıyla, ordusuyla şeklinde yazılması gerekmiştir. Burada birkaç örneğini gösterdiğimiz değişiklikler 1965 kılavuzuyla sınırlı kalmamış, yerleşmiş düzen bir defa sarsılınca artık sık sık değişikliklere gidilmiş ve imladaki istikrar iyice bozulmuştur. Söz gelişi 1965'te sadece batı kökenli kelimelerden kaldırılan düzeltme işareti, 1970'te lâtif, telâffuz gibi doğu kökenli kelimelerden de kaldırılmıştır. 36 yıllık arabasiyle sözünü 1965'te arabasıyla yapan yeni kılavuz 1970'te bu defa arabasıyle biçimini benimsemiş, 1977'de ise tekrar 1965'e dönmüştür. Meslekî, millî, resmî gibi kelimelerde 1977'ye kadar, tam 48 yıl kullanılan düzeltme işareti 1977'de nispet î'sinin üzerinden kaldırılmıştır. 1965'teki Yeni İmla Kılavuzu'yla başlayan ve burada ancak küçük bir kısmını gösterdiğimiz bu değişiklikler, hem imlamızdaki gelenek ve istikrarı ortadan kaldırmış, hem e toplumda birçok tartışmalara yol açmıştır. 1982'de bir anayasa kuruluşu haline getirilen ve buna göre yeniden düzenlenen Türk Dil Kurumunun 1985'teki İmla Kılavuzu'nda birtakım değişikliklerin olması tabiidir. Çünkü kurum imlada ilk defa değişiklik yapmıyordu. Maalesef 1965'te değişiklikler başlamış ve imlamızdaki istikrar bozulmuştu. Kurumun istikrarsızlığa bir çözüm araması ve 1985'te çözümünü kamuoyuna sunması çok normaldi. Elbette bu çözüm teklifine karşı da eleştiriler olacaktı ve oldu. Ancak tartışmaların ardı arkası kesilmediği gibi istikrar da bir türlü sağlanamadı. Bütün bunları göz önünde bulunduran Türk Dil Kurumu, yeni baskı için İmla Kılavuzu'nu tekrar gözden geçirmeye karar verdi. Kurum üyeleri arasından 7 kişilik bir komisyon oluşturuldu. Talim ve Terbiye Kurulunun edebiyatçı iki üyesi de komisyona davet edildi. Bazen haftada birkaç defa toplanarak iki yıla yakın süreyle kılavuz üzerinde çalışıldı. Komisyonun hazırladığı taslak, dört gün boyunca 40 kişilik Bilim Kurulunda tartışıldı ve taslağa son şekil verildi. Komisyon, yeni baskıda, aşağıdaki hususların göz önünde bulundurulmasına karar vermişti: 1. İmla kuralları mümkün olduğu kadar kesin olmalı ve kesin bir ifadeyle belirtilmelidir. Ancak çok zorunlu durumlarda ikili şekillere ve ihtimallere izin verilmelidir. 2. İmla Kılavuzu üzerindeki eleştiriler de dikkate alınarak uzlaşmacı bir yol tutulmalıdır. Yeni değişikliklerle yeni bir istikrarsızlığa yol açmak yerine imlamızda az çok gelenekleşmiş hususlar benimsenmeli; tespit edilen ilkelere aykırı da olsa gelenekleşmiş yazılışlar tercih edilmelidir. 3. İlkeler mümkün olduğu kadar ayrıntılı olmalı ve bol örneklerle açıklanmalıdır. 4. Kılavuzun dizin bölümü geniş tutulmalı, sözlükteki bütün maddeleri, hatta fazlasını kapsamalıdır. Dizine bakan okuyucu, bitişik ayrı demeden her kelimeyi orada bulabilmelidir. ( Ercilasun, 2000; sf. VII-VIII- IX)
SONUÇ: Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü gibi Türkçenin sesleri belli kalıplara sokulmuştur. Bu kalıplar çerçevesinde sesler değişiklik gösterir ve uyuma girer. Türkçede görülen ses olayları bir rastlantı değildir ki tam tersine belli kurallar, kalıplar çerçevesinde gerçekleşir. Dikkat edersek imla kurallarının büyük bir bölümünün ses özelliklerinden oluştuğunu görürüz. Bunun için imlaya dikkat etmeli ve Türkçemizi doğru kullanmalıyız. Elmas işler gibi Türkçemizi büyük bir titizlikle işlemeliyiz. Noktalama işaretleri sayesinde yazıyı anlamamız kolaylaşır. Ses ayarlamalarını, duraklamaları, tonlamaları noktalama işaretleri ile metni kolaylıkla anlaşır hale getiririz. Konuşmadaki tonu, jest ve mimikleri yazıda noktalama işaretleri ile karşılarız. Bunun içindir ki yazıda bu işaretleri doğru şekilde, doğru yerde kullanmalıyız. Aksi takdirde anlam karışıklığına yol açarız ve şüpheler, yanlış anlamalar meydana gelir. Metin karma karışık bir kelime yığınına dönüşür. Türkçenin ses özelliklerine, noktalama işaretlerine ve imlaya çok dikkat etmeliyiz. Kurallardan haberdar olmalıyız. Yazıda da bu kurallara uymalı ve Türkçeyi en güzel şekliyle gelecek kuşaklara aktarmalıyız. KAYNAKÇA 1. Celal DEMİR, Türk Dili ve Komposizyon Bilgileri, Afyon Kocatepe Ünv. Yayın, Afyon, 2001, sf. 35-36-38. 2. Gürer GÜLSEVİN (İrfan AYPAY), Türk Dili ve Komposizyon Bilgileri, Afyon Eğitim, Sağlık ve Bilim Araştırma Vakfı Yayın, Afyon, 2004, sf. 203-227. 3. Sadettin ÖZÇELİK, Türkiye Türkçesi Dilbilgisi, Diyarbakır, 2000, sf. 50. 4. Ahmet B. ERCİLASUN, İmla Kılavuzu, Türk Dil Kurumu, Ankara, 2000, sf. VII- VIII- IX.
Ayşe AKAY[size=2]
|