Çıkalı göklere âhım şererî döne döne Yandı kandil-i sipihrün cigeri döne döne
Ayagı yer mi basar zülfüne ber-dâr olanın Zevk u şevkîle virür cân u seri döne döne
Sen turup raks idesin karşuna ben boynum egem İne zülfün koca sen sîm-beri döne döne
Şâm-ı zülfünle gönül mısrı harâb oldı deyü Sana iletdi kebûter haberi döne döne
Sen olasın deyü yer yer asılub âyîneler Gelene gidene eyler nazarı döne döne
Ka‘be olmasa kapun ayla gün leyl ü nehâr Eylemezlerdi tavâf ol güzerî döne döne
Ey necâtî yaraşur mutribî şeh meclisinün Raks urub okıya bu şi‘r-i teri döne döne
(feilâtün / feilâtün / feilâtün / feilün)
NECATİ BEY
1. BEYİT:
KELİMELER: Şerer: kıvılcımlar Sipih: gökyüzü, felek
TÜRKİYE TÜRKÇESİ:
Âhımın kıvılcımları döne döne gökyüzüne çıktığından beri felek kandilinin ciğeri döne döne yandı.
AÇIKLAMA:
Eski Türk Edebiyatı’nda âşıkların ahı kıvılcımlı olarak düşünülür. Bu kıvılcımın uyanması için rüzgarın bol olması gerekir. Âşık, âh çektiği zaman içindeki aşk ateşinden kıvılcımlar çıkar. Bu âhın kıvılcımları döne döne gökyüzüne çıkıyor. Çıktığından beri gökyüzü kandilinin ciğeri döne döne yandı. Gökyüzüne asılı olan kandilden kastı güneştir.
EDEBİ SANATLAR:
Açık İstiare: Gökyüzü kandili derken, güneşi kasdediyor. Kendisine benzetilen var. Hüsn-i Talil: Gökyüzü kandilinin ciğeri döne döne yandı derken kastı güneşin dünyanın etrafında dönmesidir. Güneşin dünyanın etrafında dönmesini şair kendince bir sebebe bağlıyor. Âşığın çektiği âh ile güneş döne döne yanıyor. Kinaye: Güneşin tutuşması gökyüzünde güneşin ışık saçmasıdır. Ciğeri yakmak hem güneşin ortasıdır hem de çok üzülmek, dert çekmek anlamındadır. Kinaye: “Döne döne” hem gerçekten güneşin dönmesini hem de defalarca tekrar tekrar çok üzülmeyi anlatmak için kullanılmıştır. Teşhis: Gökyüzünün kandilinin ciğeri derken kişileştirilmiştir. Tekrîr: Döne döne kelimesinin tekrarı ile bu sanat yapılmıştır.
2. BEYİT:
KELİMELER: Ber-dâr olmak: asılmak, darağacına çekilmek. Cân u ser: başı ve canı
TÜRKİYE TÜRKÇESİ:
Senin zülfüne asılanın ayağı yere basar mı? Canını ve başını zevkle ve büyük bir arzuyla, istekle döne döne verir.
AÇIKLAMA:
Divan şiirinde sevgilin zülfü ila âşığın gönlü arasında sıkı bir ilişki vardır. Âşıkların gönlü sevgilinin zülfüne takılmıştır. Âşıkların gönlü sevgilinin zülfüne takıldığından aklına da takılır. Başını da zülfüne vermiştir. Senin zülfüne asılanın ayağı yere mi basar bir deyimdir. Âşığın gönlü sevgilinin zülfüne takıldığı için sevincinden uçmaktadır. O kadar sevinir ki âşığın sevinçten ayağı yere değmez. O âşık da canını ve başını senin uğruna feda eder. Deyimlerin olduğu yerde hep bir kinaye vardır. Beyitte anlatılan âşıkların sevgili uğruna zevkle canından vazgeçebilecekleridir.
EDEBİ SANATLAR:
Kinaye: gerçekten de asılı olanın ayağı yere basmaz. Senin zülfüne takılan çok sevinir, göklere fırlar anlamındadır. Kinaye: Baş ve canını döne döne vermesi hem sevgilinin saçına asılı olduğundan dolayı dönerek ökmektir hem de tekrar tekrar ölmektir. Telmih: Sevgili uğruna canını feda eden derken bize Hallacı Mansur’u hatırlatıyor. Kapalı İstiare: Zülf, darağacına benzetilmiş, ilmek olarak düşünülmüş. Sevgilin saçı örgü şeklindedir. Kendisine benzetilen söylenmemiş. İstifham: Ayağı yere mi deyer, tabi ki değmez. Tekrîr: Döne döne kelimesinin tekrarı ile bu sanat yapılmıştır.
3. BEYİT:
KELİMELER: Raks: dans, oynamak Turmak: ayağa kalkmak Koca: koçmak, kucaklamak, sarmak Sîm: gümüş Sîm-ber: gümüş tenli, bedenli
TÜRKİYE TÜRKÇESİ:
Sen ayağa kalkıp raks edesin. Zülfün inip sen gümüş bedenliyi döne döne kucaklasın. Ben ise karşında boynumu eğip durayım. (Bu olacak şeymi?)
AÇIKLAMA:
Sevgili bir rakkasedir. Ayağa kalkıp rak ediyor. Raks ederken uzun saçları da beline iniyor, bedenini sarıyor. Bu olacak iş değil. Âşık, sevgiliyi zülfünden kıskanıyor. Kendisi sevgiliden uzak. Zülfü ise onun gümüş bedenini sarıyor.Zülüf, sevgiliyi kucaklayan bir rakip olarak düşünülüyor. Âşık ie böyle bir mutluluğu hiç görmediği için çaresiz bıynunu eğip bekliyor. Zavallı bir âşığı anlatıyor. Sevgilinin bedeni gümüşe benzetilmiş. Beyaz tenli demek istiyor.
EDEBİ SANATLAR:
Kişileştirme: Zülüf, sevgiliyi kucaklayan bir sevgili olarak düşünülmüştür. Tezat: Zülüf, siyah; ten beyazdır. Tezat: Sevgilin raks etmesi, zavallı âşığın boynunu bükmesi ile bir tezat oluşturulmuş. Tekrîr: Döne döne kelimesinin tekrarı ile bu sanat yapılmıştır.
4. BEYİT:
KELİMELER: Şâm: akşam, şehir ismi Kebûter: güvercin Mısr: Mısır ülkesi, büyük şehir
TÜRKİYE TÜRKÇESİ:
Zülfünün şamıyla gönül mısrı harap oldu diye güvercin döne döne bu haberi sana ulaştırdı.
AÇIKLAMA:
O dönemde haberleşmede posta güvercinleri kullanılırdı. Haberler güvercinlerle iletilirdi. Burda Şam ile Mısır kelimeleri şehir isimleridir. Zülfünün şamıyla gönül mısrı harap oldu diye döne döne ulaştırdı. Burda döne döne derken güvercinlerin takla atmalarını kasdediyor. Şam, akşam demek; akşam da siyahtır. Şam ile zülüf arasında ilgi kurulmuştur. Rüzgarda sevgilin saçı savruldukça ona bağlı olan aşığın gönlü de aynı şekilde savrulmakta ve perişan olmaktadır. Gönlün harap olması da bu anlamdadır. Aslında sevgilin zülüfleri rüzgarda savruldukça âşık perişan olur, içi cız eder. İşte bu âşığın halini güvercin sana ulaştırdı, diyor.
EDEBİ SANATLAR:
Tekrîr: Döne döne kelimesinin tekrarı ile bu sanat yapılmıştır. Teşbih-i Beliğ: Gönül, Mısır ülkesine benzetilmiştir. Teşbih-i Beliğ: Zülüf, şehir olarak Şam’a benzetilmiştir. Ayrıca şam kelimesi karanlığı ifade ediyor. Zülüf, renk olarak akşama benzetilmiştir. Tenasüp: Şam ile Mısır ülke ismidir. Tevriye: Şam’ın siyah rengi ifade etmesi, Mısır’ın da ülkeyi ifade etmesi ile yapılmış bir sanattır. Uzak anlamını kasdetmesidir.
5. BEYİT:
KELİMELER:
Âyîne: ayna
TÜRKİYE TÜRKÇESİ: Aynalar sen olabilirsin diye yer yer asılarak döne döne gelene gidene nazar eylerler(bakarlar).
AÇIKLAMA:
O dönemde aynalar top şeklindeydi. Belki sen olabilirsin diye gelene gidene bakarlar. Çarşıda asılı olan aynaların dönmesini sevgilinin yolunu gözlemesi gibi düşünüyor.
EDEBİ SANATLAR:
Teşhis: Aynalar, insan gibi düşünülmüştür. Sevgilinin yolunu gözlüyor. Belki sevgili olabilir diye gelene gidene bakıyor. Hüsn-i Talîl: Asılı aynaların sağa sola dönmesini sağı solu yansıtmasını, sen gelebilirsin diye asıldı ve gelene gidene bakıyor diyerek güzel bir sebebe bağlıyor. Tekrîr: Yer yer asılmak, döne döne bakmak. Kinaye: Döne döne bakmak, hem dönmesi hem de tekrar tekrar bakmasıdır.
6. BEYİT:
KELİMELER: Leyl: gece Nehar: gündüz Güzer: geçilip gidilen yer Tavâf etmek: bir şeyin etrafında dönerek ziyaret etme.
TÜRKİYE TÜRKÇESİ: Senin kapın Kâbe olmasaydı ay ve güneş, gece gündüz orayı döne döne tavaf eylemezlerdi.
AÇIKLAMA:
Sevgilinin kapısı, bulunduğu yer Kâbe’ye benzetilmiştir. Ay ve güneşi de sevgilinin etrafında dolanması, dönmesi tavaf etme gibi düşünülmüştür. Sevgilin bulunduğu yer Kâbe gibi kutsaldır.
EDEBİ SANATLAR: Teşbih: Sevgilinin kapısı, bulunduğu yer Kâbe’ye benzetilmiştir. Senin kapın Kâbe’dir diyor. Teşhis: Ay ve güneşi Kâbe’yi tavaf eden hacılara benzetiyor. Kapalı İstiare: Hacılara benzetmiş; kendisine benzetilen söylememiş. Hüsn-i Talîl: Ay ve güneşin dönmesini güzel bir sebebe bağlıyor. Senin kapın Kâbe olmasaydı ay ve güneş dönmeyeceklerdi, diyor. Tenasüp: Leyl ü nehar arasında tenasüp var. Tenasüp: Ay ve güneş kelimeleri ile tenasüp oluşturulmuştur. Tenasüp: Kâbe ve tavaf kelimeleri ile tenasüp oluşturulmuştur. Telmih: Hac hadisesi hatırlatılıyor. Tekrîr: Döne döne kelimesinin tekrarı ile bu sanat yapılmıştır.
7. BEYİT:
KELİMELER:
Mutrib: çalgıcı, çalgı çalan, şarkı okuyan Şeh meclisi: padişah meclisi Şeh meclisinin mutribi: padişah meclisinin çalgıcısı Raks urmak: dans etmek Şi‘r-i ter: yeni, taze şiir
TÜRKİYE TÜRKÇESİ: Ey Necati! Padişah meclisinin çalgıcısı bu taze şiiri döne döne raks ederek okusa yaraşır.
AÇIKLAMA:
Beyit, fahrî beytidir. Bu şiir o kadar güzel oldu ki padişah meclisinde defalarca döne döne raks edilerek okunsa yaraşır, diyor. Kendi şiirine övgü var. Okunmaya layık şiirim diyor. O dönemde şiirler mecliste çalgı eşliğinde raks edilerek söyleniyordu. Döne döne hem rakkasenin dönmesi hem de döne döne, tekrar tekrar okumasıdır.
EDEBİ SANATLAR:
Tevriye: Döne döne kelimesi tevriyeli kullanılmıştır. Döne döne hem rakkasenin dönmesi hem de döne döne, tekrar tekrar okumasıdır. Tenasüp: Şiir okumak, dönmek kelimeleri tenasüplüdür. Nidâ: Ey kelimesinde seslenme var. Tecrit: Necati derken şair, kendisini soyutluyor.
AYŞE AKAY[size=4]
|